RujMuj.com | Güncel Son Dakika En Son Haberler

Onun İyiliği için… Mi Gerçekten?

Şimdi şöyle bir senaryo düşünelim…

Hava çok güzel, güneş içinizi ısıtıyor, bugün kendinizi çocuğunuzla birlikte planlar yapmak için hazır hissediyorsunuz. Her şey çok yolunda gidecek, bugün kendimi iyi hissediyorum ve gelebilecek her türlü duygu ile baş edebilirim diye düşünüyorsunuz.

Her şey hazır görünüyor, işlerinizi hallettiniz, yedek kıyafetlerde tamam. Evden çıkmanız lazım. Parka gitmek için sabah gözlerini açtığından beri yanı başınızda bekleyen çocuğunuz etrafta görünmüyor. Odasında, bir oyuna dalmış ve ciddi ciddi çalışıyor.

Ama parka gidecektiniz?

Artık çıkmamız gerekiyor diye söylediyseniz de, çocuğunuz sizi duymuyor galiba?

– Ama çıkmamız lazım…

– ….

– Hadi…

– Hayır.

– Ama çıkmamız lazım hemen oyuncakları toplamalısın!

.

.

.

Oldu ki evden çıkabildiniz, parka vardınız. Herkes eğleniyor, salıncaklar dolu, kaydıraktan çocuk sesleri yükseliyor. Kova, kürek, oyuncaklar… evden çıkmadan önce evin parka taşınması durumu ile yüzleşmek gerekiyor tabii… tam o sırada boş bir salıncak gördünüz, “haydi gel salıncaklara gidelim” diye keyifle çocuğunuza döndünüz ve parkta oynayan, o sırada onun kovasını gören ve o kovaya sahip olmak isteyen başka bir çocuğa “hayır, o benim” dediğini duydunuz. Bu senaryo böyle olmamalıydı, şimdi kesin olay çıkacak düşüncesiyle, “o arkadaşta oynamak istiyor, oyuncağını paylaşabilirsin” dediniz, ama yüzünüzde kaygılı bir ifade. O anda çocuğunuz oyuncağı çekmeye çalıştı, diğer çocuğu itti, vurdu veya yüksek sesle ağlamaya başladı gibi seçenekler mevcut…

“Ama paylaşmalıyız” diye tekrarladınız, bir de oldu ki “ağlama” dediniz ve daha yüksek bir tondan ağlama ile size yanıt gecikmedi. Etraftaki annelerin bakışları üzerinizde…

Oysa gün ne güzel başlamıştı, her şey çocuğunuzun mutluluğu için değil miydi?

.

.

.

Şimdi başa dönelim ve detaylı bir inceleme yapalım.

Çocuğunuz okul öncesi dönemde ise tam olarak benlik kavramının geliştiği, çevresel durumların kendisi ile ilgili olduğuna kanaat getirmiş bir dönemde ve dünyaya alışma çabası içinde. En koşulsuz sevenler anne ve babalar ya, onu olduğu gibi kabul edecek olan, aslında tam da ona güvenerek hareket ediyor.

Peki bu senaryoda ne oldu? Çocuğunuz duyulmadı, çocuğunuz gelişimsel evresine uygun davrandığı halde, tepki gördü. Halbuki, uslu uslu paylaşsaydı oyuncağını, kimse şöyle düşünmeyecekti: “Bu yaştaki bir çocuk neden paylaşıyor? Paylaşmaması gerekmiyor muydu? Çünkü o bilemez ki paylaşmadığı zaman karşı tarafın duygularını inciteceğini… ya da hoşgörülü olması gerektiğini bilemez ki… Onun hissettiklerinin aynısını bir başkasının hissedeceğini bilemez. Ayrıca, bazen kendisinin ne hissettiğini bile bilmeye o kadar ihtiyacı var ki. Bizim desteğimize o kadar ihtiyacı var ki… Geçen gün bir arkadaşı ona vurduğunda “hoşlanmadım” demelisin diye uyarmıştık. Sınır bilmesi lazım. Ama az önce anne/baba olarak sınırı biz aşmadık mı? Hatta sabah evden zorla çıkarırken (onun iyiliği için) biz sınırımızı aşmış olmadık mı? Yani onun iyiliği için, o oyun oynasın diye… Şimdi de yapamayacağı bir şey için zorladık ve ağlıyor, çünkü yapamıyor, çünkü üzgün… ve haklı.”

Çocuğunuz hayal kırıklığı, kaygı, mutluluk, heyecan gibi duyguları elbet yaşayacak. Daha karmaşık olan, empati, suçluluk ve utanç duygularını da yaşayacak. Ama bu duyguların ne zaman ve ne şekilde yaşanacağı, hangi yaşlarda beklenildiği veya içinde olduğumuz durumlarda bu duygularda ne kadar payımız olduğunu düşünmemiz şart. Evden çok acil çıkmanız gereken bir zaman olacaktır elbet. O zaman çocuğunuz öfke, kızgınlık veya hayal kırıklığı yaşayacaktır. Duygularını yaşamasına izin verdiğiniz ve yardımcı olduğunuz sürece bu duyguları regüle edebilmek yaş alma ile birlikte daha kolay hale gelecektir. Fakat çocuğunuz özellikle 2-4 yaş aralığında paylaşmak zorunda değil. Onun için yaptığınız planlara çoğunlukla uymak zorunda değil. Başkalarının duygularını anlamak zorunda değil, ama yetişkinler tarafından anlaşılma ve bu haklarının korunması hakkına sahip.

“Çocuğum çok agresif, yoğun öfke nöbetleri geçiriyoruz, hatta bazen bizimle inatlaştığını düşünüyoruz” diyorsanız ve bunun bir problem olduğunu düşünüyorsanız, bunun sadece bir semptom olduğuna dikkat çekmek faydalı olacaktır. Davranışların sıklığı ve süresi bize problemi göstermez, ama semptomlar uyarıcıdır. Bu yüzden, önce dönüp kendimize bakacağız. Biz yetişkinler olarak ne yapıyoruz diye düşüneceğiz.

Sevdiklerimiz ve yakınlarımızla ilgili çoğu konuda objektif olmamız zordur, bu yüzden, destek almanın zamanı geldiğini düşünüyorsanız, bir uzman ile görüşüp, bu süreçte yardım alabilirsiniz. Destek almak zaman kaybı değil, kendinize ve sevdiklerinize şefkat göstermektir.